18 Haziran 2017

Cübbeli Ahmet Hoca Bir İstisna Değil

Cüppeli Ahmet hoca bir istisna değil

Fikret Başkaya

" İşçi çıkarılınca kıdem tazminatı almak caiz midir? şeklindeki soru üzerine, Ahmet Mehmet Ünlü, "Caiz değil. Çünkü, kıdem tazminatı hakkı değil, maaşını almış. Kendi çıksa alamıyor, adam çıkarırsa alıyor. Hakkı olsa kendi çıksa da alması lâzım. Demek ki hakkı değil" demiş. Tepkiler hocaya yönelik ama asıl önemli olan böyle bir sorunun sorulabiliyor oluşudur. Zira bu soru, işlerin nereye vardığını, dinci gericiliğin aldığı mesafeyi gösteriyor. Fakat daha da önemli olan, Cüppeli Ahmet Hoca'nın bir istisna olmamasıdır.
 Dinler her zaman mülk sahibi sınıfların ve devletlerinin hizmetinde oldu. Tarih sahnesine çıktığı günden beri din, sömürüyü, yağma ve talanı, savaşları, toplumsal eşitsizliği, adaletsizliği meşrulaştırma ve kabullendirme işlevi gördü. Velhasıl egemenlik sistemini meşrulaştırma aracıydı. Elbette bunu söylerken bir 'kurum' olarak dinden söz ediyoruz. Bir de bireyi ilgilendiren veçhe var. Öleceğini bilerek yaşayan bir varlık olarak insan, haklı olarak ölümden sonrasını merak ediyor. Bir rahatlamaya ihtiyaç duyuyor. Tanrı arayışının, bir "kurtarıcı" arayışının asıl nedeni bu...

16 Haziran 2017

Türkiye'de Yazar Üretkenliği

                              TÜRKİYE’DE YAZAR “ÜRETKENLİĞİ”..


                                                                                                     Dr. Halit SUİÇMEZ
                                                                                                          İktisatçı Yazar

                                                                                                           
Yazarın üretkenliğine eserinden gidebiliriz.  “…Bir sanat eserini sanat eseri yapan asıl gerçek, …sanatkârın hayatından aldığı… ve ifade edebildiği anlamdır.”( İsmail Hakkı Baltacıoğlu,  Hayat, Sayı 8, 20 Kanunisani(Ocak) 1927, Birinci Cilt, Ankara. Aktaran; Osman Bahadır, CBT, 955, 15 Temmuz 2005)

Akademik performans ölçütleri ile sanatçının üretkenliği de birbirinden farklı konulardır. Akademik performans ölçütleri olarak şunlar gösterilmektedir: Yönetim görevleri, yayınlar, araştırmalar, üyelikler-ödüller.(Mustafa Tokyay, Üniversitelerde Üretkenlik ve Kalite: ODTÜ Örneği, CBT, 955, 15 Temmuz, 2005)

Her alanda olduğu gibi yazar üretkenliği konusunda da genel kabul görmüş bir “kavram” yoktur. Kullanılan kavramlardan bazıları; performans, üretkenlik, verim, verimliliktir.

Örneğin; Turgay Fişekçi bir yazısında Dağlarca için, “…Yeryüzünün belki de en çok şiir yazan şairi, yetmiş yılı aşan aralıksız bir şiir verimi. Yaratıcılığın neredeyse günlük bir alışkanlığa dönüştüğü, açıklanması güç, benzerine kolay rastlanmayacak bir şiir olayı” demiştir. (28.3.2007, Cumhuriyet)

Dağlarca bir kitabında; “sayrıyı/ ne iyi eder biliyor musunuz/ yazı yazmak iyi eder” diyerek şiirin ve edebiyatın toplumları da iyileştirebileceğini sezdirmek istemiştir.

Buradan yola çıkarak, “üretkenlik; eserin toplumun iyiliğine katkısı ile ölçülür” diyebilir miyiz?

14 Haziran 2017

"Tacizci Müdür"e 198 Yıl

"TACİZCİ MÜDÜR"E 198 YIL

Müdürlüğü sırasında, Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi pansiyonunda kalan erkek öğrencilere cinsel taciz ve cinsel istismar iddiasıyla tutuklanan ve açığa alınan Selçuk Kurt, hakkında 198 yıl hapis cezası talep edildi.










HABERİN DEVAMI
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/ogrencilere-cinsel-istismarda-bulunan-mudur-h31867.html


25 Mayıs 2017

Aydınlanma ve Tanrının Ölümü Üzerine

AYDINLANMA ve TANRININ ÖLÜMÜ ÜZERİNE

Ahmet KOÇ

...
"İnsanlar yüzyıllardır mutlaka ulaşmak için ihtişamlı yapılar kurmuş, düşünce sistemleri geliştirmiş, ütopyalar düşlemişlerdir. Mutlak ister doğa ister Tarih isterse de burada ve şimdi şu diye gösterebileceğimiz bir objenin özü olsun bu düşünce insanları hep cezbetmiştir. Her şeyin geçici ve değişmeyen tek şeyin değişim olduğu bir dünyada mutlakı bulmak çok zordur. Hele gücünü bitmek bilmeyen dinamizminden alan kapitalizmin hüküm sürdüğü beldelerde imkansıza yakınsar."

....

" Öznenin yükselişi romantizmle doruğa ulaştı. Romantizmde tanrının adı imgelemdi. Yaratıcılık bahşedilen imgelem kendisi dışında her şeyin kurucusuydu. Tanrının ölümünü ilan eden Niçe 'Babanın adlarını' tek tek müthiş bir gayretkarlıkla teşhis etse de kendisi de mutlak düşüncesinden kurtulamamıştı. Uçurumun kenarında dans eden üstün insan, mutlak olan güç isteminin ete kemiğe kavuşmuş hali idi."

...
 "Tanrı tıpkı medusa gibi kesilen yerlerden tekrar doğuyor, sadece ismi değişiyordu. Yine de öldüğü sanılan tanrıyı mezarından hortlatmak, tek başına yeterli değildi. Tanrı düşüncesinin yanında dinlerin işlevini yukarıda açıklamıştık. Din tanrıdan da dayanıklıydı kılık değiştirip birçok alana sirayet etti. İçinde bulunduğumuz çağda hemen her şeyde dinsel etkileri bulmak mümkün, spor mabetlerinde panteonların geçişinden tutun demokrasinin kutsal ve yüce meclisine kadar. Üstelik kapitalizmin metalaştırıcı gücü tam da metayla birlikte telaffuz edilecek son şey olduğu düşünülen dinlere de bulaştı. Artık modern tüketici istediği dini tanıtım cd'siyle birlikte paket halinde satın alabiliyor. Dinler gerçi hiç yok olmadı ama kendini aynı ile koruyamadı, modernizm öncesi cemaat dinlerinin yerini çok değişkenli karikatürleri aldı."

...
"Toplumun organik birliğini sağlama işi, artık siyasi pratiklere, spor müsabakalarına, ve bireyin sınırsız  seçme gücü sebebi ile kendini tanrı gibi gördüğü alışveriş merkezlerine ihale edilmiş durumda. Üstelik tanrının öldüğü sanılan bir dönemin hazin anıtları olarak tanrının diğer adları ve kılıkları da halen vaki."

NOT: Yazının tamamını okumak isteyen meraklı okurlar için, işte adresi:

24 Mayıs 2017

Tanrı Yanılgısı Hakkında

Tanrı Yanılgısı Hakkında 

Terry Eagleton

"Dawkins, sanki ne anlama geldiği apaçık belli bir şeymiş gibi kişisel bir Tanrı’dan dalga geçercesine bahsediyor. Tanrı’yı ak sakallı olmasa bile en azından devasa boyutlarda adamın teki gibi canlandırıyor kafasında sanki. Dawkins bu adamın aynı anda milyarlarca insanla nasıl konuştuğunu soruyor. Bu, Tony Blair bir ahtapotsa nasıl oluyor da sadece iki kolu var diye merak etmeye benziyor. Yahudi-Hristiyan inancındaki Tanrı, Al Gore’un muhtemelen olduğu gibi bir kişi değildir. Bir ilke de değildir, bir varlık ya da bir ‘var olan’ da değildir:"

(...)

"Evren Tanrı’ya ait olduğu için onun özgürlük yaşamı olan yaşamını paylaşır. Bu yüzden her şey kendi başına işler ve bilim de, Richard Dawkins de bu yüzden var olabilir. Aynı şey insanlar için de geçerlidir: Tanrı özerkliğimizin ve keyfimizin önünde bir engel değil, fakat Aquinas’ın ileri sürdüğü gibi kendimiz olmamızı mümkün kılan güçtür. Tıpkı bilinçaltımız gibi kendimize bizden daha yakındır. Özgür iradenin kaynağıdır Tanrı, onu silmez. Ona bağlı olmak, tıpkı dostlarımıza bağlı olmak gibi, bir özgürlük ve tamamlanma meselesidir. Nitekim Aquinas’ın Tanrı ile insanlık arasındaki ilişkiyi tanımlamak için kullandığı kelime ‘dostluk’tur."

(...)

" Dawkins’in heyecansız bilimsel tarafsızlığı öyle bir noktada ki, neredeyse dört yüz sayfalık kitapta dinî inançtan tek bir insanî faydanın gelebileceğini bir türlü itiraf edemiyor. Bu ampirik olarak yanlış olduğu kadar a priori olarak da ihtimal dışı bir görüştür. Hayatlarını İsa, Buda ya da Allah adına cansiperane bir şekilde başkalarının iyiliğine adayan milyonlarca insan bu şekilde insanlık tarihinden silinmiş oluyor ve bunu kendini bağnazlığa karşı savaş açan biri olarak gören bir kişi yapıyor."

Not: Yukarıda tırnak işareti içerisinde aktardığım sözler  bir yazıdan alıntıdır. Meraklıları için  ilginç ve düşündüren sorgulatan bir yazı. Yazının tamamını okumak isteyenler için işte adresi:

https://kaybedilmiszincirler.blogspot.com.tr/2017/05/tanr-yanlgs-hakknda-terry-eagleton.html#more

26 Nisan 2017

NE DEDİYSEM O

NE DEDİYSEM O!

Makamları, sıfatları ya da statüleri ne olursa olsun, sözünün sahibi olma sorumluluğunu ve erdemini taşımayanlar, bunun anlamını bilmez. Ama ben, yine de söyleyeyim: 

Bu sitede yazılan hiçbir yazı silinmez. Özellikle okuduğunuz satırların yazarı olan kişi bugün yazdığını bir başka gün silmez. Çünkü hesabını veremeyeceği, sorumluluğunu üstlenemeyeceği herhangi bir sözü telaffuz etmez. Kendisine düşmanlık yapan herhangi bir kişi hakkında bile iftira atmaz. Yani, kendisine iftira atanlara, yalanlarla karalamaya çalışanlara asla benzemez. Dahası kırılsa da eğilmez. Eğilmeyecektir de... Hele hele, soyu sopu, dini, mezhebi, etnik kökeni, sıfatı, statüsü, makamı ne olursa olsun, hiç kimsenin küfür, hakaret ve tehditlerine boyun eğmez. Çemişlere, zerzavatlara, velhasıl efendilerinin sofrasında önlerine konulan bir tas çorbayı içtikten sonra havlamaya başlayan kravatlı kravatsız hiçbir iki ayaklı ite köpeğe, çomara benzemez.


Elbette öğretmen, eğitimci, müdür, müslüman, vb türden sıfatlarının, statü ve makamlarının ardına saklanarak kendini pazarlayan bilimum kravatlı zerzavat ve çemiş bunun  anlamını kavrayamaz. Hele hele birkaç tas çorba uğruna birilerinin tetikçiliğini yapan ya da zoru gördüğünde kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırarak, dün tükürdüğü her şeyi ertesi gün yalayıp yutma yarışına giren, ama buna rağmen salyalarını akıta akıta yalan ve iftiraları haber diye yazmaktan geri kalmayan çomarlar hiç kavrayamaz.

İşte bundan dolayıdır ki bu yazının başlığı "Ne dediysem o" oldu.

Ne dediysem o... "Haymana'da sessiz ve derin hesaplaşma" demiştim. Hem de belden aşağı vuruşlarla... Bu hesaplaşma bitmedi. Hâlâ sürüyor. Hem de dün canciğer kuzu sarması olanların,  dahası arsız ve utanmazca birbirinin yüzüne gülmeye devam edenlerin birbirlerine karşı el altından ya da bazı çorbacılar üzerinden sızdırdıkları bilgi ve belgelerle, birilerince yapılan / yaptırılan şikayetlerle sürüyor. Bakalım sızdırılan ve elden ele dolaşan belgeyi ilk kim yayınlayacak?

Bu noktada yukarıdaki soru kadar önemli olan bir diğer soru da şudur: Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ndeki bir  müdür hakkındaki bu belgeyi, onun özlük dosyasından alarak fotokopisini çeken ve elden ele ulaşmasını/dolaşmasını sağlayan asıl kişi kimdir? 

21 Nisan 2017

YÖNETEMİYORLAR, YÖNETEMEYECEKLER...



Yönetemiyorlar, yönetemeyecekler...

Fikret Başkaya

"İnsan, iyiyle kötüyü birbirine karıştırdığında, Tanrılar ruhunu öylesine feci bir felakete sürüklerler ki, artık felaketin farkına varmak için çok az zamanı kalmıştır."               Sophocles, [Antigone]

Kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların (sermaye sahiplerinin) beş yönetim biçimi vardır: Klasik parlamenter demokrasi, sosyal demokrasi, asker-polis diktatörlüğü, Bonapartizm ve faşizm. 1980 sonrasında neoliberal küreselleşmenin dayatılmasıyla sosyal demokrasi gündemden düştü. Şimdilerde klasik parlamenter demokrasi de "bol" gelmeye başladı... Geriye faşizm, Bonapartizm, asker-polis diktatörlüğü, bunların değişik türevleri veya versiyonları kalıyor...

 
Bunun anlamı mülk sahibi sınıfların baskıcı seçeneklere mecbur olmalarıdır. Artık sistem tıkanmış bulunuyor, her türden sorunlar çığ gibi büyüyor, çözdüğünden daha çok sorun yaratmadan yol alamıyor. Başka türlü söylersek, artık asgari hukuk ve sınırlı demokrasi koşullarında bile yönetebilmeleri mümkün değil. Aldatma ve oyalama yetenekleri hızla aşınıyor... Artık sahte demokrasi oyunu işe yaramıyor. Aslında demokrasi denilenin hiç bir zaman reel bir varlığı olmadı. Zira, kapitalizm ve demokrasi antinomik kavramlardır. Ücretli kölelik rejiminin geçerli olduğu yerde "demokrasi" sirk oyunundan başka bir şey değildir. Onun için neden söz ettiğini bilmek önemlidir. Siyasi partiler var, seçimler yapılıyor, işte parlamento var diye bir rejimin demokratik sayılması mümkün değildir. Aslında bunlar demokrasinin gerçekleşmesinin değil, engellenmesinin araçlarıdır... Başka türlü olabilir miydi? Siz bir rejime demokrasi dediniz, anayasaya öyle yazdınız diye demokratik olması mı gerekiyor? Demokrasi bu profesyonel politikacılarla mı gerçekleşecek? Aslında demokrasi denilen oldum-olası sefil bir sirk oyunuydu, kocaman bir yalandı...

10 Nisan 2017

"TACİZCİ MÜDÜR"Ü KORUYAN KİŞİ ve KURUMLAR -2-



İşte “Tacizci Müdür”ü Koruyan Kişi ve Kurumlar -2-

Edirne'de çalışırken, öğrencisini cinsel içerikli mesajlarla taciz ettiği, yapılan inceleme ve soruşturma sonucu sübut bulan, Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi eski müdürü ve şu anda, erkek öğrencilere cinsel taciz ve istismar iddialarıyla Sincan Cezaevi'nde tutuklu bulunan Selçuk Kurt'u hangi kişi ve kurumlar korumuştur?

Bu sorunun şu ana kadar, kesin olarak açıklığa kavuşan iki yanıtı vardı: Birincisi Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve onun müdürü sıfatıyla Enver Yurtdaş. İkincisi ise Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve yetkilileri. Şimdi sırada üçüncüsü var. 

Peki; bu şahıs kimdir? Yanıtı aşağıda bu sorunun…

Herkesin aklındaki soru, sanıyorum ki şudur: Bu ifadeleri,  nasıl oluyor da  bu kadar açık ve kesin bir dille yazabiliyorum?


Söyleyeyim: Çünkü elimde hem resmi belgeler var, hem de tanıklar...


Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve yetkilileri, erkek öğrencilere cinsel taciz ve istismar iddiaları soruşturma  konusu yapılıp basına yansıyıncaya dek, öğrencisine tacizden ceza alan Selçuk Kurt'u hem korumuş hem de onun okul pansiyonunda, kendisine özel odada yatıp kalktığını gizlemiş ve görmezden gelmiştir. Hatta cinsel taciz iddialarıyla savcılık soruşturmaya başladığında bile özellikle Enver Yurtdaş, Selçuk Kurt'un pansiyonda kalmadığını, aksine Haymana Öğretmenevi'nde kaldığını söylemekten çekinmemiştir. Hem de Selçuk Kurt’un, okul pansiyonunda kaldığını Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürünün bildiğini söylemesine rağmen…


Peki; söyleyin çocuklar! Acaba Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürü Enver Yurtdaş ve onunla birlikte davranan Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri doğru mu söylüyor? Elbetteki HAYIR!

Peki; bu yalanın ardında, acaba hangi özel ilişkiler vardır? Bu yalanın amacı, Çocuk Hakları Sözleşmesine göre, korunup kollanması gereken çocuk yaştaki öğrencileri, yani sizleri mi korumaktır, yoksa tacizciliği sübut bulmuş Selçuk Kurt'u korumak mı?

Peki; böylesi yalancılar, eğitim-öğretim faaliyetinin başında yönetici olarak tutulabilir mi, bunlara güvenilebilir mi? Elbette ki HAYIR! 



Peki; bunca olaya ve yalana rağmen, tacizciyi koruyan, Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve yetkililerine güvenilebilir mi? Elbette HAYIR!

Peki; bu yaşananlara rağmen, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, tacizciyi korudukları açıkça ortada olan başta Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün müdürü Enver Yurtdaş olmak üzere hem okulda hem de İlçe Müdürlüğündeki ilgili şahısları neden görevde tutuyor?

İşte can alıcı ve yanıtı vahim bir soru: Sıkı durun! 

Çünkü Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, "tacizci müdür"ün pansiyonda kalmadığını, kalmasında da bir sakınca olmadığını karar altına almıştır!!!

Neresinden tutarsanız tutun, tam bir rezalet! Şimdi iki kurum da sukut ikrardan gelir dercesine susuyor ve bu işi nasıl kapatır da işin içinden çıkarız diye düşünüyor. Tacize, istismara uğrayan çocukları, öğrencileri düşünen böyle davranır mı? Elbette ki HAYIR!

Peki; neden böyle davranıyorlar? Çünkü bu işin sonunda hem ulusal, hem de uluslararası sözleşmelere göre, yüklü maddi ve manevi tazminat cezaları var. Yalnızca hapis değil…


Aklınızda bulunsun, bu süreçte, pansiyonda / okulda kalıp da şu ya da bu biçimde, "tacizci müdür" Selçuk Kurt'un cinsel taciz ve istismarına uğramış herkes maddi ve manevi tazminat davaları açabilecek ve kazanabilecektir. Bunun da yolu sözüm ona hemşerilik memşerilik adına avukatlara kapılmak, onlara kanmak değil, işin ehli avukatlara gitmektir. 

Dolayısıyla "tacizci müdür"ün cinsel taciz ve istismarına uğramış öğrencilerin yapacağı ilk iş, ya anne-babalarını alarak ya da kendi başlarına ve mağduriyet yaşamış arkadaşlarıyla Ankara Barosu'nun kapısını çalıp işin ehli avukatlarca kendilerinin temsil edilmesini istemek ve sağlamaktır.

Aksi halde herkes kendi yaşadığı acılarla başbaşa kalacak... Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün koruduğu "tacizci müdür" elini kolunu sallayarak,sizin ya da başka çocukların başına getirilecektir. Karar sizindir.


Gelelim Selçuk Kurt’u koruyan üçüncü kişiye: 

08 Nisan 2017

14 ÇOCUĞA CİNSEL TACİZ

14 ÇOCUĞA CİNSEL TACİZ

14 Çocuğa Cinsel Tacizde Bulunduğu İddiasıyla Tutuklanan Okul Müdürünün Dosyası Kapatılıyor Mu?

 Haberin Devamı: http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/cocuklari-taciz-eden-mudur-akp-li-vekilin-akrabasi-h26375.html

Türkiye'nin neresinde olursa olsun, ister Karaman'da, İster Haymana'da, İster Kilis'te, İsterse Fizan'da... Çocuk tacizcilerini ve onların sıfatları, makamları ne olursa olsun, her soydan ve boydan destekçisini silip süpürmek ve kendi "EVET" çukurlarında boğmak için "HAYIR" diyoruz.


04 Nisan 2017

SESSİZ VE DERİN HESAPLAŞMA

Sessiz ve Derin Hesaplaşma!!!

Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi'nde erkek öğrencilere cinsel taciz ve istismar iddialarıyla başlayan idari ve adli soruşturma sürecinde, Okul Müdürü Selçuk Kurt'un hem açığa alınması hem de tutuklanması sonrasında ortalığın durulması beklenirken, şu anda tam tersi gelişmeler yaşanıyor. Ama bu kez açıktan değil; sessiz ve derinden belaltı vuruşlarla...

Bunların adlarını şimdilik yazmayacağım ama aşağıdaki satırları okuduğunuzda kim olduklarını hemencecik bilebileceğinizden emin olabilirsiniz. Peki; bunlar kim mi? Bunları iyi tanıyın! İşte yanıtı:

 Bunlar, birbirlerinin yüzlerine gülen, dilerinden "Allah, Kuran, Peygamber" sözü düşmeyen, her Cuma "Mübarek Cumalar" dileğinde bulunan, dahası bunu facebook sayfalarından ilan eden, her kandilde kandil mesajları paylaşmayı aksatmayan, Cuma namazlarında cemaate görünmeyi düstur belleyen, Refarandumda "EVET" denilmesi için de köy köy, cami cami dolaşan ve birbirlerinin ardından da her tür dolabı çeviren zerzavatlardır. 

Peki; cinsel taciz ve istismar iddiaları konusunda gıklarını çıkarmayan, hatta olay açığa çıktıktan sonra bile yalanlarla davalıyı korumaya çalışan bu kıravatlı çemişlere güvenilebilir mi? Bunların ağzından çıkan sözlere inanılabilir mi? Elbetteki yanıtı, koskocaman bir "HAYIR"dır bu sorunun. 

Çünkü, ahlaki değerlerin, bu zerzavatların ve önünde vecd içinde secde ettikleri efendilerinin iktidarında pula döndüğü, en tepeden en aşağıya dek yalana, dolana, ikiyüzlülük ve riyakarlık pisliğine battığı bir zamanda, bunların tümünün hesabı, küçücük çıkarlar uğruna öncelikle halkın gözünü boyamak ve onları kandırmaktır. Halkı kandırıp Referandumda "EVET" dedirterek, yalan, yolsuzluk, ikiyüzlülük üzerine kurulmuş iktidarlarında makamlarını garantiye almaktır.

Hal böyleyken, yapılması gereken öncelikli iş bu zerzavatları kendi yalanları, ikiyüzlülükleriyle birlikte ortalıktan silip süpürmek için "HAYIR" diyerek, "EVET" çukurunda boğmaktır. Elbette karar sizindir! Ancak, her "EVET" tercihinin çocuklarınızı cinsel taciz ve istismara karşı seslerini çıkarmayan bu kişilere bir kez daha teslim etmek anlamına geleceğini de unutmayın!

Gelelim başlıktaki "Sessiz ve Derin Hesaplaşma"ya... Hem de belaltı vuruşlarla yaşanan hesaplaşmaya...

21 Mart 2017

İşte Cinsel Tacizin Belgesi ve İçeriği



İŞTE CİNSEL TACİZİN BELGESİ ve İÇERİĞİ

Acaba Aşağıda Yer Alan Belgeli ve “Tacizci Müdür”ün Attığı Mesajlardan Yayınlanabilir Bir Kısmının İçeriğini Aktaran Haberleri Okuduklarında, Onu Hala Yalanlara Sığınarak Savunmaya Çalışan Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Kravatlı Çemişlerinin, Bazı İdareci ve Öğretmenlerinin Zerre Yüzleri Kızaracak Mı?

Hala Yalan ve İftiralarla Cinsel Taciz ve İstismar İddialarıyla Başlayan Soruşturmayı Karartmaya Çalışan Bu Yetkililer ve İdarecileri Görevde Tutmaya Devam Eden Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Suspus Yöneticilerinin Kılları Kıpırdayacak Mı, Bakalım?

Bu Arada "Varan 1" Başlıklı Haberde, Selçuk Kurt'un Müdür Olarak Atanabilmesi İçin, Onu Çok Seven Birilerince Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ndeki ve Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ndeki Özlük Dosyasından, "El Çabukluğu Marifet" Misali Yok Edilen Belgesi Var. Her İki MEM Yöneticilerine Kolaylık Olsun, Fazlaca Aramadan Bulsunlar Diye, Aşağıya Ekledim. 

Varan 1
Öğrencilere yeni tacize kapı açılmış

Haymana’da yurtta kalan öğrencilere cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla hakkında soruşturma açılan lise müdürü Selçuk Kurt’un, 2014 yılında Edirne’de de aynı suçtan kınama cezası aldığı ortaya çıktı.
Yayınlanma tarihi: 15 Şubat 2017 Çarşamba, 23:22


 Haymana’da bir lisenin yurdunda kalan öğrencilere cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla hakkında soruşturma açılan müdür S.K.’nin, 2014 yılında Edirne Kız Teknik ve Meslek Lisesi müdür yardımcılığı görevini sürdürürken öğrencisi A.N’yi taciz ettiği gerekçesiyle soruşturulduğu ve kınama cezası aldığı ortaya çıktı. S.K. meslekten atılmak yerine Haymana’da müdür yapılmış.

19 Mart 2017

"TACİZCİ MÜDÜR"Ü KORUYAN KİŞİ ve KURUMLAR

İşte "Tacizci Müdür"ü Koruyan Kişi ve Kurumlar

Edirne'de çalışırken, öğrencisini cinsel içerikli mesajlarla taciz ettiği subut bulan, Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lİsesi eski müdürü ve şu anda, erkek öğrencilere cinsel taciz ve istismar iddialarıyla Sincan Cezaevi'nde tutuklu bulunan Selçuk Kurt'u hangi kişi ve kurumlar korumuştur?

Bu sorunun şu ana kadar, kesin olarak açıklığa kavuşan iki yanıtı  var: Birincisi Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve onun müdürü sıfatıyla Enver Yurtdaş. İkincisi ise Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve yetkilileri.

Herkesin aklındaki soru, sanıyorum ki şudur: Bu ifadeleri,  nasıl oluyor da  bu kadar açık ve kesin bir dille yazabiliyorum?

Söyleyeyim: Çünkü elimde hem resmi belgeler var, hem de tanıklar...

Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve yetkilileri, erkek öğrencilere cinsel taciz ve istismar iddiaları soruşturma  konusu yapılıp basına yansıyıncaya dek, öğrencisine tacizden ceza alan Selçuk Kurt'u hem korumuş hem de onun okul pansiyonunda, kendisine özel odada yatıp kalktığını gizlemiş ve görmezden gelmiştir. Hatta cinsel taciz iddilarıyla savcılık soruşturmaya başladığında bile özellikle  Enver Yurtdaş, Selçuk Kurt'un pansiyonda kalmadığını, aksine Haymana Öğretmenevi'nde kaldığını söylemekten çekinmemiştir. 

Peki; söyleyin çocuklar! Acaba Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürü Enver Yurtdaş ve onunla birlikte davranan Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri doğru mu söylüyor? Elbetteki HAYIR!

Peki; bu yalanın ardında, acaba  hangi özel ilişkiler vardır? Bu yalanın amacı, Çocuk Hakları Sözleşmesine göre, korunup kollanması gereken çocuk yaştaki öğrencileri, yani sizleri mi korumaktır, yoksa tacizciliği subut bulmuş Selçuk Kurt'u korumak mı?

Peki; böylesi yalancılar, eğitim-öğretim faaliyetinin başında yönetici olarak tutulabilir mi, bunlara güvenilebilir mi? Elbetteki HAYIR!

Peki; bunca olaya ve yalana rağmen, tacizciyi koruyan, Haymana  İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve yetkililerine güvenilebilir mi? Elbette HAYIR!

Peki; bu yaşananlara rağmen, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, tacizciyi korudukları açıkça ortada olan Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün müdürü Enver Yurtdaş olmak üzere hem okulda  hem de İlçe Müdürlüğündeki ilgili şahısları neden görevde tutuyor?

İşte can alıcı ve yanıtı vahim bir soru: Sıkıdurun! 
Çünkü Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, "tacizci müdür"ün pansiyonda kalmadığını, kalmasında da bir sakınca olmadığını karar altına almıştır!!!

Neresinden tutarsanız tutun, tam bir rezalet! Şimdi iki kurum da sükut ikrardan gelir dercesine susuyor ve bu işi nasıl kapatır da işin içinden çıkarız diye düşünüyor. Tacize, istismara uğrayan çocukları, öğrencileri düşünen böyle davranır mı? Elbetteki HAYIR!

Peki; neden böyle davranıyorlar? Çünkü bu işin sonunda hem ulusal, hem de uluslarası sözleşmelere göre, yüklü maddi ve manevi  tazminat cezaları var. 

Aklınızda bulunsun, bu süreçte, pansiyonda / okulda kalıp da şu ya da bu biçimde, "tacizci müdür" Selçuk Kurt'un cinsel taciz ve istismarına uğramış herkes maddi ve manevi tazminat davaları açabilecek ve kazanabilecektir. Bunun da yolu sözüm ona hemşerilik memşerilik adına avukatlara kapılmak, onlara kanmak değil, işin ehli avukatlara gitmektir. 

Dolayısıyla "tacizci müdür"ün cinsel taciz ve istismarına uğramış öğrencilerin yapacağı ilk iş, ya anne-babalarını alarak ya da kendi başlarına ve mağduriyet yaşamış arkadaşlarıyla Ankara Barosu'nun kapısını çalıp işin ehli avukatlarca kendilerinin temsil edilmesini istemek ve sağlamaktır.

Aksi halde herkes kendi yaşadığı acılarla başbaşa kalacak... Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün koruduğu "tacizci müdür" elini kolunu sallayarak,sizin ya da başka çocukların başına getirilecektir. Karar sizindir.

Gerektiği zaman, yeni konulara ve sorunlara değinmek üzere... Şimdilik bu kadar...


16 Mart 2017

HOŞÇAKAL HAYMANA



Hoşçakal Haymana

Evet! Biliyorum! Haymana İlçe Milli Eğitim ve Nuri Bektaş Anadolu Lisesi çevreleri başta olmak üzere, Ankara İl Milli Eğitim çevrelerinden birilerinin yazacağım her satırı sabırsızlık, endişe, kaygı ve tedirginlikle beklediğini biliyorum. Onları anlıyorum. Keza; yazdıklarımda kendilerini bulmayı uman, birkaç tas çorbanın hatırına, cansiperane tetikçilik yapan; mevcut anlayışlarıyla, asla, Skinner’in faresi düzeyine erişmek bir yana, “Pavlov’un köpeği” seviyesine bile yükselemeyecek olan tasmalı çomarları ve çemişleri de anlıyorum.

Ama ilgili satırlara erişmek için, çok değil, biraz daha bekleyeceksiniz. Çünkü onlardan önce, fazlaca uzatmadan, olabildiğince kestirmeden giderek söyleyeceklerim var:

Başlıkta “Hoşça kal Haymana” dedim. Evet! Hoşça kal Haymana! Hoşça kal… Sizler bilmezsiniz ama ben çalıştığım hiçbir okulda öğrencilerimle vedalaşmadım. Onların gözlerinin içine bakarak, “Hoşçakalın çocuklar! Hoşçakalın arkadaşlar!” demedim. Kim bilir, belki fırsat olmadı. Kim bilir, belki de vedalaşmaları sevmediğim içindi. Kim bilir belki de her vedalaşmada insanı eksilten bir şeyler olduğu duygusunu hissetmemdendi. Neden hangisi olursa olsun, bu kural Haymana’da da değişmedi. Eğer bu bir kusursa, kusura bakmayın çocuklar! Kusura bakmayın…

Oysa, siz bilmezsiniz ama, ben öğrencilerimi çok sevmiştim. Okul içinden ya da dışından birileri tarafından bana karşı kışkırtıldıklarında, birileri tarafından muhbirleştirildiklerinde,  hatta bazıları sınırlarını aşıp beni sinirlendirdiklerinde bile çok sevmiştim. Ve hâlâ seviyorum. Hem de en haşarılarını, en asilerini bile… Diğer öğrencilerim alınmasın lütfen! Belki de en çok onları seviyorum ben.  Neden mi?

İtiraz edebildikleri, üzerlerinde kurulan, kurulmak istenen her türlü baskıya rağmen boyun eğmeyip, “HAYIR! Yaptıklarınıza, birilerinin göz yummalarına, kurduğunuz saltanata daha fazla sessiz kalmayacağız!” diyerek, mücadeleyi seçtikleri, seslerini yükseltebildikleri için…

O küçücük, çelimsiz bedenleriyle, sıfatlarının, statülerinin, makamlarının ardına saklanarak kendilerini değerli sanan, sözüm ona kelli felli, etkili ve yetkili zerzevatlara rağmen “HAYIR!” diyerek, sorumlu bir insan olma yolculuğunun çok önemli bir kilometre taşını başarıyla aştıkları için…

23 Şubat 2017

SAVUNMAMDIR


“Savunma”mdır
                                        
                                "Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi,Farisi bilmem, dile minnet eylemem
  Sırat-ı Müstakim üzere gözetirim rahimi
                                            Zalimin talim ettiği yola minnet eylemem"
 
Bugün buldum bugün yerim,Hak kerimdir yarına Bir acayip derde düştüm herkes gider kârına Zerrece tamahım yoktur şu Dünya varına 
 Rızkımı veren Huda'dır kula minnet eylemem"
Nesimi
 


Konu: 03.02.2017 tarih ve 49850909-E.1420255 Sayılı Yazınız Hakkında.


Yukarıda sayı ve tarihi belirtilen yazınızda, “Ankara Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 31.01.2017 tarih ve 903.08.02-1247180 sayılı” yazısına atıfla, “Maarif Müfettişleri Başkanlığı tarafından yapılan inceleme/soruşturma sonucunda düzenlenen 30/01/2017 tarih ve 663.07/13 sayılı raporda” hakkımda tespit edildiği ileri sürülen ve “sûbuta” erdiği iddiasıyla cezalandırılmam gerektiği belirtilen hususlar, kısaca dört maddede toplanmıştır. Bunları sırasıyla yanıtlıyorum:

1-) 657 sayılı DMK’nın 125/B-d kapsamında yer aldığı iddia edilen yani “Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak” olarak nitelenen, “BİRGÜN Gazetesinin “Kandil Orucu” haberini”, kandil ve kandil orucuna ilişkin ilahiyatçı düşünürler ve akademisyenlerin görüşlerini içeren videoları paylaşmanın hem hukuki, hem de ahlaki anlamda hiçbir suç vasfı yoktur. Eğer hem haberin hem de diğer paylaşımların bir suç vasfı olsaydı ya da birilerinin istedikleri zaman canlarının istedikleri yöne çekerek iddia ettikleri gibi “milli ve dini anlamda manevi değerlere” aykırı olsaydı, sıra bana gelinceye dek çoktan cezalandırılır veya yasaklanırdı. Kaldı ki özellikle facebook sayfam bağlamındaki paylaşımların tamamı benim özel alanım kapsamındadır. Bu sayfadaki kişiler ya beni seçmiş, listemde yer almayı istemiştir ya da benim tarafımdan seçilmiştir. 

Dolayısıyla bu sayfadaki paylaşımlar, yasalara aykırı olmadığı, haklarında bir yasaklama ve cezalandırma bulunmadığı, insanları herhangi bir suça teşvik etmediği, devlet memurunun itibarını zedeleyecek (örneğin şu günlerde Haymana’dan taşıp Türkiye gündemini meşgul eden çocuklar ve öğrenciler başta olmak üzere herhangi bir kişiye cinsel taciz, cinsel istismar ve tecavüz gibi… Keza herhangi bir tacizciyi, istismarcıyı susarak da olsa koruyup kollamak gibi) bir nitelik taşımadığı sürece, yalnızca “facebook arkadaş listemde” bulunan insanları ilgilendirir. Yani sıfatı, statüsü öğretmen de olsa, müdür ya da herhangi bir makamdaki eğitimci de olsa herhangi bir muhbir vatandaşı ya da zerzavatı ilgilendirmez. Ve cezalandırılmam talep edilen paylaşımların hiçbiri de bu anlamda ne bir suç konusudur, ne de yasaktır. Hele hele devlet memurunun itibarını zedelemek gibi yüz kızartıcı bir niteliğe hiç sahip değildir. 

İlgili paragrafta yer alan ve “ya ondadır ya şunda” anlayışıyla birçok konunun yanına iliştirilmiş olan “hükümet hakkında” sözünün ise hiçbir somut karşılığı yoktur. Zaten böylesi en küçük bir ihtimal olsaydı, sıfatlarının, statülerinin, oturdukları koltukların ardına saklanarak kendini bir halt sanan bilumum zerzavat, uydurma ve zorlama idari şikâyetlerle yetinmez, çoktan kolları sıvayıp birilerine yaranmak adına mahkemelere koşardı. Malumunuz olduğu ve yakînen bildiğiniz gibi, ne kadar yırtınsalar, akıl ve mantık sınırlarını zorlasalar da böyle bir şey gerçekleşmedi. Çünkü ben ne hizmet içinde ne de hizmet dışında “Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte” herhangi bir davranışta bulundum. Velhasıl bu madde kapsamında “sûbuta er”diği iddia edilen fiillerin hiçbir suç niteliği yoktur. 

22 Şubat 2017

AŞK MAVİDİR ÖĞRETMENİM'e SORUŞTURMA

Soruşturma ve Cezalar Aşkın Rengini Solduramaz:
AŞK MAVİDİR ÖĞRETMENİM

Milli Eğitim teşkilatının neredeyse birçok kademesine kök salmış sansürcü ve yasakçı zihniyet sahiplerinin "Aşk Mavidir Öğretmenim" adlı romanım hakkında soruşturma açtığı kesinleşti. Epeydir bu konuda söylentiler olsa da kesin bir bilgi yoktu. Ancak geçtiğimiz günlerde edindiğim bilgiler, söz konusu soruşturmanın, Haymana eski Kaymakamı Turhan Erdoğan'ın 2016 Kasım'nda Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yazdığı üst yazıyla başladığını teyit etti.

 
"Aşk Mavidir Öğretmenim" soruşturması, 2010 yılı Kasım sonundan bugüne dek Felsefe öğretmeni olarak görev yaptığım Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi'nde, kitaplarım vesile edilerek hakkımda açılan ve önceki dosyayla birleştirilerek karşıma çıkarılan ikinci soruşturmadır. İlki, 2011 yılında ilk basımı yapılan "Lağımpaşalı" adlı romanımla "cumhurbaşkanı, başbakan ve hükümet yetkililerine hakaret ettiği"m iddiasına büründürülerek, 2015 sonunda okul idaresi ve ilçe milli eğitim müdürlüğünün şikayeti üzerine Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişleri aracılığıyla yürütülmüştü.

"Aşk Mavidir Öğretmenim" hakkındaki soruşturmanın da yine aynı mahfillerin şikayeti ve talebi üzerine, Kaymakam Turhan Erdoğan'ın Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yazdığı yazıyla başladığı anlaşılıyor. 

"Aşk Mavidir Öğretmenim"den hareketle hem romana hem de bana  yönelik yapılan şikayet ve açılan soruşturmanın, 240 sayfalık romanın yalnızca iki sayfasına odaklandığı ortaya çıktı. Şikayetçilerin iddiasına göre söz konusu sayfalardan birinde, "terör", "teröristle ilgili ifadeler"le ve "dağa gitmek" sözüyle "terörün" övüldüğü ve özendirildiği kanatine varılıyor ve "gereğinin yapılması" talebiyle de cezalandırılmam gerektiği belirtiliyor. 

Oysa kitabı didik didik etmelerine rağmen, tam bir sansürcülük örneği gösterek ve ancak bazı sözcükleri cımbızlayarak oluşturdukları şikayet ve açtırdıkları soruşturmayla, ilgili çevrelerin sergiledikleri tutum bariz bir acziyet göstergesidir. Bu aynı zamanda "öğretmenin itibarı" sözünü dillerine pelesenk eden, ancak sıfat ve statülerini muktedirler önünde hangi taklaları atarak, hangi elleri etekleri öperek elde ettiği malum olan çevrelerin, aslında hangi zihinsel sefalet içerisinde olduğunun da apaçık ikrarıdır. Çünkü kitabın hiçbir yerinde sansürcü ve yasakçı zihniyet sahiplerinin algıladığı ve yorumladığı anlamda bir "terör" övgüsü, "terörist"liğe özendirme sözkonusu değildir. Buna rağmen, ilgili şikayeti dikkate alarak, "Aşk Mavidir Öğretmenim" ve yazarı olarak da benim  hakkımda soruşturma açmak ve celandırılmam gerektiğine hükmetmek ise hem bu acziyete teslim olmak hem onu sürdürmek, hem de aynı zihniyetle malul bataklığı mesken tuttuğunu cümle aleme ilan etmektir.

14 Şubat 2017

HAYMANA'DA NELER OLUYOR? (3)

Kaç Yanlış, Kaç Yalan Bir Doğru Yapar?

Nuri Bektaş Anadolu Lisesi'ndeki erkek öğrencilere Okul Müdürü Selçuk Kurt tarafından cinsel taciz ve cinsel istismar yapıldığı iddialarının basında haber olmasıyla birlikte, Haymana'daki bazı tetikçiler, nedendir bilinmez, beni hedef göstermeye başladılar. Elbette yalnızca tetikçiler değil, asıl olarak Selçuk Kurt,  normal, sağlıklı düşünen herhangi bir insana, idareciye yakışmayacak bir biçimde beni hedef gösteriyor.

Şikayetler üzerine hakkında önce idari, sonra da adli soruşturma başlatılan ve ardı sıra hemen açığa alınan Okul Müdürü Selçuk Kurt, gazeteciliklerinin kıymet-i harbiyesi kendilerinden menkul birilerinin bir mizansen içinde kendisine uzattığı mikrofona açıklamalarda bulunmuş. 

Bıraktım "erkek çocuklara cinsel taciz ve cinsel istismar" gibi ağır bir iddiayla suçlanmayı, herhangi bir suçlama karşısında bile insanların savunma kaygısıyla hareket etmesini anlayabilirim. İddiaların ağırlığı altında, haklı olarak ne yapacağını şaşıran Okul Müdürü Selçuk Kurt da kendini savunma, söz konusu iddiaları bir an önce bertaraf edebilme kaygısı ve telaşıyla, kendisini hiç zorlamayacak, danışıklı-döğüş sorulara bile doğrularla yalan yanlış bilgileri birbirine karıştırak yanıtlar vermiş. 

İşte bu nedenle bu zorunlu ve kısa açıklamanın başlığı "Kaç Yanlış, Kaç Yalan Bir Doğru Yapar?" oldu. Şimdi gelelim Okul Müdürü Selçuk Kurt'un yanlış ve yalanlarına, kendisine bir türlü sorulmayan sorulara...



 Mikrofonları  uzatan iki zat, "Hocam, okula atandığınız 2014 yılından bu yana pansiyonda özel yatak odanız var mı? Bu odaya geceleri öğrencileri çağırdınız mı? Çağırdıysanız birer birer mi, yoksa ikişer üçer mi odanıza  aldınız?" diye sormuyor. Okul Müdürü Selçuk Kurt konuşması arasında pansiyonda kaldığını itiraf ediyorsa da sözüm ona iki gazeteci bunu duymazlıktan geliyor. 

Selçuk Kurt "Zorunlu Kandil Orucu" haberinden söz ediyor, ama oruç tutmayan öğrencilere sabah kahvaltısı verilmeyip, onların aç bırakılmasından söz etmiyor. Keza bunun sorumlusunun kendisi olduğundan da... Karşısında duran ve ellerine verilen mikrofonu tutmakla mükellef  sözüm ona iki gazeteci de ağızlarını açıp  bu konuda tek kelam etmiyor. 

Konu mankeni misali elllerinde mikrofon tutan iki zat, iddialara hiç değinmiyor. Örneğin; "Hocam, hakkınızda daha önce çalıştığınız okullarda cinsel taciz iddiası da var. Acaba bundan önce çalıştığınız okullarda cinsel taciz gerekçesiyle hakkınızda idari ve adli soruşturma açıldı mı? Eğer açıldıysa bunların herhangi birinden ne kadar ceza aldınız?" sorularını yöneltemiyorlar.  

Atalay Girgin'i Hedef Gösteriyor

Öte yandan, benim geçen Çarşamba (yani bu hesaba göre 8 Şubat'ta) Haymana'da olduğumu söylüyor ki bu apaçık bir yalandır. Yine bu sırada kitaplarımın okulda satılmasından söz ediyor ki külliyen yalan söylüyor. Çünkü okulda beni tanıyan herkes bilir ki bıraktım öğrenciyi, öğretmenlere bile bir tek kuruş karşılığında kitap vermem söz konusu değildir. Keza öğrencilerin benim kitaplarımı satmaları da... Ve bunlar da yalandır. 

Bitmedi. Selçuk Kurt yalanlara devam ediyor: odatv'de yazılarımın yayınlandığını söylüyor, bu güne dek odatv'de bir tek yazım yer  almadı. 

Bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Okul Müdürü Selçuk Kurt yalanlarını sürdürüyor: İddia ettiği gibi (8 Şubat 2017 Çarşamba günü) pazara gidip dolaştığım, tek tek esnafı gezip bir berberle konuşup "yakında göreceksiniz, okul müdürü hakkında haber çıkacak" dediğim sözleri de kesinlikle bir başka yalan... Çünkü Haymana'yı bilen herkes pazarın Cuma günleri kurulduğunu da bilir. Dahası, Haymana'da olmadığım bir günde olmayan bir pazarda dolaşmam da nasıl olabilir? Yine dahası, hangi esnaflarla konuşmuşum, hangi berbere uğramışım? Saç traşı mı olmuşum, yoksa sakal traşı mı? 

Okul Müdürü SelçukKurt, öyle dağılmış ki ilçe milli eğitim müdürlüğüne de vekalet etmiş, deneyimli bir yönetici görüntüsü vermeye çalışıyor olmasına rağmen, her şeyi birbirine karıştırıyor: Sözünü  ettiği ve kendilerinin beni şikayetleriyle başlayan soruşturmadan kendisinin aklandığını, bana ise "maaş kesim ve yer değişikliği" cezası verildiğini, bu cezayı tebellüğ etmek için Haymana'ya geldiğim yalan ve yanlış bilgisini mikrofonlara söylüyor. 

Oysa yalnızca öğretmenlerin değil, herkesin bilmesi gerektiği gibi, savunma alınmadan hiç kimseye ceza verilemez. Benden de bıraktım Selçuk Kurt'un söylediği günü, şu ana kadar hiçbir merci savunma istemedi. Keza iddia ettiği ve olmayan cezayı tebellüğ edebileceğim tek merci Haymana'da İlçe Milli Eğitim'dir. İlçe Milli Eğitim'in kamera kayıtları orada duruyor. Acaba sözünü ettiği 8 Şubat günü kapısından geçmiş miyim? Hatta 2017 yılı Ocak ve Şubat aylarında uğramış mıyım? İddia edilen olmayan cezayı acaba nerede tebellüğ etmişim? Selçuk Kurt yalanda sınır tanımıyor. Eğer savunma alınmadan ceza veriliyorsa, böyle usulsüz bir ceza uygulamasını da  Selçuk Kurt öğrenebiliyorsa bu apayrı bir sorundur. 

Hem de öyle bir sorundur ki, bana ceza verme mercii olan Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün başta müdürü Enver Yurttaş olmak üzere diğer idareci/yöneticileriyle bu konuları karşılıklı görüşüyor, konuşuyor ve birlikte tezgahlıyor, demektir. Ve bu alenen suçtur. Dahası Selçuk Kurt'un beni hedef göstermesi karşısında kıllarını kıpırdatmayan, en küçük bir soruşturma girişiminde bulunmayan Haymana İlçe yetkilileri de bu suçun hem ortağı hem de destekleyicisidir.

13 Şubat 2017

HAYMANA'DA NELER OLUYOR? (2)

Haymana'da Öğrencilere Cinsel İstismar İddiası Meclis'te
 
İzmir Milletvekili Doğan Haymana'daki okul pansiyonunda öğrencilerin müdürün cinsel tacizine maruz kaldığı iddiasıyla ilgili önergesinde, müdürün neden sadece görevden uzaklaştırıldığını ve adli soruşturma açılmadığını sordu. 
 
Haberin Devamı:  http://bianet.org/bianet/cocuk/183586-haymana-da-ogrencilere-cinsel-istismar-iddiasi-meclis-te

12 Şubat 2017

HAYMANA'DA NELER OLUYOR?

Haymana’daki lisede erkek öğrencilere cinsel istismar
12.02.2017 08:37 GÜNCEL
Haymana’da lise müdürü S.K.’nin erkek öğrencilere cinsel taciz ve istismarda bulunduğu iddia edildi. 100’e yakın öğrencinin BİMER’e başvurusuyla başlatılan soruşturmada S.K. görevden uzaklaştırıldı.
 Haberin Devamı: http://www.birgun.net/haber-detay/haymana-daki-lisede-erkek-ogrencilere-cinsel-istismar-146553.html

08 Şubat 2017

RECEP SICAK SEVER



Recep Sıcak Sever*
Atalay Girgin

Sübyancı Kulampara
  
                                        "Eğri ya da doğru ne halt ettiyse etti,     kapatalım gitsin. Recep, bizim Recep! Hırlıysa da hırsızsa da bizim Recep… Zamparaysa da bizim Recep, kulamparaysa da… Aynı camiye gidip, aynı safta durmuyor muyuz? Alnımız aynı secdeye değmiyor mu? Allah’ımız bir, kitabımız, peygamberimiz bir değil mi? Yüzümüzü aynı Kabe’ye dönmüyor muyuz? Allah’a havale edin gitsin! Kapatın bu işi…"


Yılın son ayı, felaket habercisi gibi, önüne kattığı her şeyi oradan oraya savuran soğuk ve estikçe camlarda ıslık çalan bir rüzgâr ve ona eşlik edercesine tipiye dönüşen karla gelmişti. Kar ve tipi arada sıra durup, yerini ayaza buza bıraksa da o bir türlü dinmek bilmiyor, uzayıp giden ıslıkları birbirine ekleniyor, bitmeyen, uzadıkça bıkkınlık veren bir senfoni gibi aralıksız devam ediyordu. Elektrik direkleri devriliyor, birbiri ardına elektrik telleri kopuyor, çatılar, çatılardaki kiremitler, televizyon antenleri uçuşuyor, bazı minarelerin şerefeleri yıkılıyordu. Kaç haftadır Pazar bile kurulamıyordu. Kimileri olup biteni hayra, kimileri şerre yorarken, kimileri kıyamet alameti olarak değerlendiriyor, kimileri “Allah’ın gazabı” olarak niteliyor, kimileri ise “Allah’ın hikmeti işte! Hikmetinden sual olunmaz ya… Hayırsa da şerse de her şey Allah’tan…” diyordu.

Rüzgâr ise hakkındaki yorumları umursamadan, kulakları sağır edercesine, sanki öfkesini kusuyor, “Gerçek benim! Hakikat benim sesimdedir. Beni dinleyin! Beni anlayın! Beni anlamadığınız, gerçeği görüp, hakikati kavramadığınız sürece gitmeyeceğim!” dercesine bağırıyordu.  Yalnızca ağaçlardaki yaprakları koparmak, zayıf ve cılız ağaçları kökleyip çıkarmak, sağda solda bulduğu öteberiyi fırlatıp atmak için değil, köşede bucakta gizli saklı fısıltıyla konuşulan her şeyi sağır sultanlara bile duyurmak istercesine, bir çığlık misali esip duruyordu. Yatağını döşeğini şehrin üzerine sermiş, saniye bile sektirmeksizin, ne zaman biteceği belirsiz mesaisine devam ediyordu.

 Evlerden dışarı çıkmak da dertti, eve dönmek de… Kahvehaneler bomboştu. Hele emekli kahvehaneleri, bu havada avlayacak sinek bile bulmakta zorlanıyordu. Bir vesileyle dışarı çıkmak zorunda kalan ve sokakta, caddede konuşanların sözlerini, daha ağızlarından çıkmadan, sözcük sözcük, hece hece, harf harf dağıtıyor, bölük pörçük anlamsız parçalara dönüştürüyordu. Onlar da seslerini birbirine duyurabilmek için bağırdıkça bağırıyorlardı. Ama nafileydi.